Zihnin Kendi Kendini Onarışı

Arin KaelSayı 38 Aralık 2025

İnsan bazen bir şeylerin kırıldığını hisseder; düşünceler kesilir, duygular yerinden oynar, varoluşun düzeni bozulmuş gibi görünür. Oysa çoğu zaman kırılan şey, yaşamın kendisi değil, zihnin ona tutunduğu ince yapıdan ibarettir. İyileşme dediğimiz süreç, bu yapının yeniden kurulduğu görünmez bir iç devinimdir. Ve ilginçtir, bu devinim çoğu zaman bizim çabamızdan değil, bilincin kendi işleyişinden doğar.

Nörobilim, beynin kendini onarma kapasitesini açıklarken karmaşık terimler kullanır: yeniden yapılanma, sinaptik esneklik, homeostatik denge… Fakat deneyim düzeyinde bu süreç son derece sade işler. İnsan bir anlığına durduğunda, düşünceler aralanır, duyguların ağırlığı hafifler, içten içe bir düzen değişmeye başlar. Bu değişim fark edilmez, çünkü iyileşme çoğu zaman gürültüde değil, sıradan bir anın yüzeyinde gerçekleşir. Bir nefesin derinliğinde, bir cümlenin bitiminde, yürürken temponun kendiliğinden yumuşadığı bir adımda…

İyileşmenin özü sessizlik değildir; sessizliğin içeride çalıştırdığı ritmdir. Zihin dış dünyanın baskısından uzaklaştığında, kendi örgüsünü yeniden kurmaya başlar. Dağılmış düşünceleri toparlar, duyguların gerilimini azaltır, gün boyu taşınan ağırlıkları çözer. Bu süreç ne kontrol edilebilir ne de hızlandırılabilir. Bir şey yapmakla değil, hiçbir şey yapmıyormuş gibi görünen o kısa aralıklarla ortaya çıkar. İnsan iyileşirken aktif bir özne değil, kendi bilincinin düzenlenişine tanıklık eden bir farkındalıktır.

Fakat bu düzen her zaman yatıştırıcı değildir. Bazen eğrilen yerleri doğrultmak acı verir; çünkü iyileşme yalnızca toparlamak değil, yeniden şekillendirmektir. Bilinç, kendi sınırını zorladığında esner, ama bu esneme her zaman huzur gibi hissettirmez. Yine de içerideki mekanizmanın amacı değişmez: insanı kendisine biraz daha uygun bir hâle getirmek. Bu yüzden iyileşme, çoğu zaman bittiğini sandığımız yerden yeniden başlar. Kırıldığımızı düşündüğümüz noktada bile bilinç bizi yavaşça ileri taşır.

Asıl paradoks şudur: İyileşme, insan fark etmeye çalıştıkça uzaklaşır; izin verdiğinde ise kendiliğinden belirir. Zihin, düzenini bozan şeylere ne kadar sıkı tutunursa, kendi onarım döngüsüne o kadar az alan bırakır. Ama bıraktığı anda—kısacık bir an bile olsa—o içsel ritim devreye girer. Dış dünyanın keskin köşeleri yumuşar, düşünceler genişler, kişi kendisine biraz daha yaklaşır. Bir şey değişmiş gibi görünmez belki ama insan, görünmeyen bir yerinden yenilenmiştir.

Belki de iyileşme, insanın kendini yeniden kurması değil; bilincin, insanı en uygun hâline doğru usulca itmesidir. Çaba harcamadan, yön aramadan, büyük sözlerin peşine düşmeden… İçeride çalışan o derin mekanizmaya güvenebildiğimiz ölçüde, yaşam kendiliğinden hizalanır. Ve bazen en büyük değişim, hiçbir şey yapmadığımızı sandığımız o küçük aralıklarda olur. Çünkü bilinç, insanın fark etmeyi bıraktığı anda kendi düzenini bulur. İyileşme tam da budur: göremediğimiz bir hareketin, bizi sessizce yeniden hayata bağlaması.

0 beğeni
Yorumlar
Henüz yorum yok.