Yargılarımızın Gürültüsü

Noura EsSayı 211 Aralık 2025

Marcus Aurelius’un sözünü ilk okuduğumuzda sanki basit bir cümle gibi gelir: “İnsanlar olaylardan değil, olaylar hakkındaki yargılarından rahatsız olur.”

Fakat bugün, ekranların aydınlattığı odalarda, bildirim seslerinin ritmine göre yaşayan zihinlerimizde bu cümle bir sessizlik yaratır. Çünkü çağımızın en büyük problemi tam da burada gizlidir: Biz olayların kendisiyle değil, o olaylar hakkında kurduğumuz hikâyelerle yaşar hâle geldik.

Dış dünyada olan biteni kontrol edemediğimiz için değil; zihin, her şeyi kontrol etmesi gerektiğine inandığı için yoruluyor. İnsanlık tarihinde hiçbir dönem, bugünkü kadar görünür olma ve onaylanma ihtiyacıyla sarılmamıştı. Her fotoğraf, her paylaşım, her cümle sosyal medyada bir “hakem kuruluna” teslim ediliyor. Sanki varlığımızın değeri, başkalarının beğeni sayısına bağlıymış gibi…

Oysa Marcus’un sözündeki küçük fakat devrim niteliğinde bir ayrım vardır: Gerçek yük olay değil; olayın zihindeki yankısıdır.

Bir iş görüşmesi kötü geçtiğinde bizi yıpratan görüşmenin kendisi değil; “Benden bir şey olmaz,” “Yine başaramadım,” “Hayat benim için zor,” gibi içsel yargılardır.

Bir ilişkide yaşanan tartışma, gerçekte bir diyaloğun bozulmasıdır; fakat biz bunu “Herkes beni terk eder,” “Yine aynı hatayı yaptım,” “Kimse beni anlamıyor,” gibi kuşatıcı anlamlarla ağırlaştırırız.

Bir planımız geciktiğinde, “Hayat kontrolden çıktı,” “Yetişemiyorum,” “Başka herkes daha iyi yapıyor,” diye düşünmeye başlarız.

Çağımız, kontrol yanılsamasının en yüksek sesle çaldığı çağdır. Geleceği kusursuz planlamak istiyoruz. Ruh hâlimizi yönetmek istiyoruz. İlişkileri sürekli güvence altına almak istiyoruz. Her adımımızda “ne olacağını” bilmek istiyoruz.

Ama bilmediğimiz şey şudur: Kontrol ihtiyacı arttıkça, huzur azalır.

Çünkü hayat planladığımız gibi ilerlemek için değil, yaşamak için vardır. Olaylar bizim irademize uymak için değil, kendi akışlarını sürdürmek için ortaya çıkar. Endişelerimizi büyüten kader değil; kaderi yorumlama biçimimizdir.

Modern insanın yorgunluğu buradan doğuyor. Dış dünyayı kontrol etmeye çalışırken, iç dünyasını kendi elleriyle daraltıyor.

Fakat Marcus Aurelius’un sessiz bilgelik taşıyan cümlesi bir çıkış yolu sunar: Yargı değişince, his değişir. His değişince, yaşamın ağırlığı hafifler.

Bir olayın üzerine eklediğimiz etiketleri kaldırdığımızda, olay kendiliğinden sadeleşir. Bir gecikme, sadece bir gecikme olur. Bir insanın davranışı, sadece bir davranış. Bir başarısızlık, sadece bir deneyim.

Ve belki de en önemlisi, insan zihni özgürlüğünü yeniden hatırlar.

Yüzyılın büyük dönüşümü, dışarıyı değil içeriyi yönetebilme kapasitemizde saklı. Zihnin her şeyi kontrol etme çabasını bıraktığı an, yepyeni bir alan açılır: Daha yumuşak bir yaşam, daha dürüst bir içsel ses, daha esnek bir benlik…

Belki de rahatsız eden dünya değil, ona dair anlattığımız hikâyelerdir. Belki de iyileşme, dışarıda değil, hikâyeyi yeniden yazma cesaretindedir. Ve belki de huzur, olayın kendisinde değil, o olaya yüklediğimiz anlamları bırakabildiğimiz yerde başlar.

0 beğeni
Yorumlar
Henüz yorum yok.