Romantizm Hâlâ Burada mı?

Noura EsSayı 424 Ocak 2026

Romantizmi bir davranışlar dizisi gibi konuşmaya başladığımız anda, onu zaten kaybetmiş oluyoruz. Çünkü romantizm bir jest değildir, bir sahne değildir, bir takvim hatırlatıcısı hiç değildir; romantizm, iki insan arasında kurulan görünmez ama hissedilen bir iklimdir ve o iklim, zamanın nasıl aktığıyla, dikkatin nereye yerleştiğiyle, yumuşaklığın nerede mümkün olabildiğiyle ilgilidir.

Bugün romantizm yok olmuyor; yerini kaybediyor. İnsanlar romantizm istiyor ama neye tutunacaklarını bilemiyorlar, çünkü eksik olan şey heyecan değil, eksik olan şey alan. Alan dediğim şey, bir ilişkinin içinde acele edilmeden durulabilen, konuşmadan da var olunabilen, açıklama zorunluluğu taşımayan o sessiz genişlik.

yüzyılın bizden ilk talebi hız. Hız, önce dikkati parçalıyor; ardından dili sertleştiriyor; en sonunda da niyeti aşındırıyor. İlişkilerin yüzeyselleşmesi çoğu zaman sevginin azalmasıyla başlamıyor; sevgi yerinde duruyor ama bir süre sonra kendini kanıtlamak zorunda kalan bir şeye dönüşüyor.

Görülmek isteniyor. Anlaşılmak isteniyor. Hemen cevap almak, hemen telafi edilmek, hemen bir şey yapılmasını görmek isteniyor. Çünkü sevgi, artık hissedilen değil, ispatlanan bir şeye benzetiliyor.

Bu “hemen” dili içinde romantizm barınamaz. Çünkü romantizm hızla değil, ritimle yaşar. Ritim ise iki insanın aynı şeye aynı anda bakabilmesi, birinin içindeki sessizliğe diğerinin acele etmeden yaklaşabilmesi, anlatmadan da anlaşılabilen o nadir eşikte mümkün olur.

Modern hayat, özellikle kadına sürekli olarak güç, dayanıklılık ve kontrol telkin ederken; yumuşaklığı, teslimiyeti ve beklemeyi neredeyse bir risk gibi gösteriyor. İyi niyetle kurulan bu dil, zamanla şu yan etkiyi yaratıyor: yumuşak olmak tehlikeli, romantik olmak savunmasız, birine gerçekten alan açmak ise kendinden eksilmek gibi algılanmaya başlıyor.

Bu yüzden romantizm çoğu zaman bir ihtiyaç değil, bir talep gibi okunuyor. Oysa romantizm talep değildir; romantizm, korkusuz bir yavaşlıktır. Savunmayı indiren, kasları gevşeten, iki insanın arasına yeniden nefes girebilmesini sağlayan bir durma hâlidir.

Biz romantizmi kaybetmedik. Romantizmin çalıştığı zemini kaybettik.

O zemin; dikkatin dağılmadan bağlanabildiği, zamanın bir şeye gerçekten yettiği, ilişkilerin yalnızca iletişimle değil yerleşmeyle büyüyebildiği bir zemindir. Bugün iletişim var, etkileşim var, mesaj var; ama yerleşme yok. Yakınlık derinleşmiyor, sadece temas sayısı artıyor.

Bir ilişki bu kadar temasın içinde bile içeriye yerleşemiyorsa, sorun sevgide değil; sorun ritimdedir. Ritim bozulduğunda insanlar birbirlerinden güven, garanti ve süreklilik talep etmeye başlarlar; aşk ise bu taleplerin içinde kendini savunmak zorunda kalan bir şeye dönüşür.

Romantizm tam da burada devreye girer. Çünkü romantizm, savunmayı susturur. Romantizm, performansı durdurur. Romantizm, insanı yeniden insan yapan o yavaş ve dikkatli teması mümkün kılar.

Günün geri kalanı zaten bizi hızlandırıyor, sınıflandırıyor, tüketiyor. Hızlı kararlar, hızlı yargılar, hızlı kopuşlar ve hızlı unutmalar arasında ilişki de aynı şablona girdiğinde, aşk gelişen bir bağ olmaktan çıkıp çalıştırılan bir sisteme dönüşüyor. Sonra insanlar, “bir şey var ama tam değil” demeye başlıyor.

Tamlık hızla kurulmaz. Tamlık, birinin yanında kendini tamamlamaya çalışmadan durabilmeyi gerektirir. Ve bu durma hâli, romantizmin gerçek alanıdır.

Burada kaçınılmaz iki soru beliriyor: Hayatın ritmini hiç değiştirmeden ilişkiden romantizm beklemek mümkün mü? Ve romantizm gerçekten bir duygu mu, yoksa dikkat ekonomisine karşı sessiz bir direniş mi?

Belki de romantizmi yeniden bulmak, daha çok şey yapmayı değil; daha az şeyin içinde daha çok bulunmayı gerektiriyordur. Daha fazla mesaj değil, daha fazla kanıt değil, daha fazla jest değil; daha fazla dikkat.

Çünkü romantizm, en temelde birine şunu hissettirmektir: burada olabilirsin, ben de buradayım ve ikimiz de acele etmiyoruz. Bugün en zor cümle bu; çünkü dünya aceleyi kutsuyor. Ama acele, ilişkiyi büyütmez; acele, ilişkiyi tüketir.

Romantizm ise tüketmez. Zamanı geri verir, dikkati geri verir, ritmi geri verir. Ve belki de bugün en büyük yakınlık, en derin bağ, tam da burada başlar: bir ilişkiyi yeniden yavaşlatabilmek, birbirine yeniden yer açabilmek ve o yerin içinde kimseye bir şey ispatlamak zorunda kalmadan kalabilmek

0 beğeni
Yorumlar
Henüz yorum yok.