Bilgi Artık Bizi Taşımıyor

Leon VarisSayı 311 Aralık 2025

Çağımız tuhaf bir döngü yarattı: Her sabah gözümüzü açtığımızda bizi bir düşünce değil, bir veri seli karşılıyor. Gündem değişmiş oluyor, yeni bir kavram doğmuş oluyor, bir yapay zekâ güncellenmiş oluyor; dün “önemli” dediğimiz şey bugün yalnızca başka bir bilginin gölgesine dönüşüyor. Bir zamanlar bilgi insanı ileri taşırdı; şimdi çoğu insan bilgiyi sırtında taşır hâle geldi. Zihnin içinde, ağırlığı unutulmuş taşlar birikiyor ve biz buna “güncel kalmak” diyoruz.

Zihin artık bir depo değil ama çağ onu depo gibi kullanmak istiyor. Her yeni bilgi, eski bir düşüncenin üzerine ince bir beton tabakası döküyor; her yeni başlık, daha önce içimizde oluşmaya başlayan anlamı yarıda kesiyor. Unutmak bir lütufken, artık bir eksiklik gibi algılanıyor. Oysa gerçek daha sade: İnsan unuttuğu kadar hafifler; gereksiz bildikleri azaldıkça, gerçekten yaşayabildikleri artar.

Byung-Chul Han’ın söylediği cümle burada rahatsız edici bir netlik taşır: “Pozitiflik çağında birey kendini özgür zanneder; oysa kendini sömürmenin zincirine vurulmuştur.” Kendini sömürmek… Çoğu insan bunu yalnızca fazla çalışmak sanıyor. Oysa başka bir biçimi daha var: Kullanamadığın bilgileri taşımak. İşine yaramayan analizleri, sırf “bilmiş olmak” için tükettiğin krizleri, hiçbir eyleme dönüşmeyen yüzlerce uyarıyı zihninde tutmak. Bu, bir bilgelik değil; içten içe bir tükeniş rejimi.

Ama mesele yalnızca yorgunluk değil. Asıl mesele, bilginin artık huzura dönüşmüyor oluşu. Belleğe kazınıyor, fakat bilinçte yer açmıyor; seni genişletmiyor, sadece dolduruyor. Bu yüzden günümüz insanı kendine tek bir soru sormaya başladı: Gerçekten bilmem gereken şey bu mu? Yoksa bilmek, yalnızca geride kalmamak için kullandığım bir savunma mı?

Yine de umut var — çünkü bilgi yeniden şekillenebilir. Çağ bizi hızlandırdı, evet; ama aynı çağ, bir direnç biçimini de görünür kıldı: Yavaşlamayı seçim hâline getirmek. Bugün birçoğumuz savaş haberlerini, kriz grafiklerini, kimlerin ne söylediğini, hangi cümlenin kaç beğeni aldığını bilmek istemiyor. Bu bir kaçış değil; zihinsel düzeni korumak için yapılan bir tercih. Çünkü insanın öğrenmesi gereken yeni bir bilgi var: Ne zaman duracağını bilmek. Ve belki de asıl bilgelik, tam burada başlıyor.

Bazen rüzgârın yönünü bilmek yetiyor. Bir yaprağın neden o yöne savrulduğunu anlamak, bir fincan çayın buharını izlemek, kalbin neden sessizleştiğini fark etmek… Bunlar “küçük” şeyler değil; tam tersine, bilginin kaybettiği anlamı geri çağıran işaretler. Bilgi, biz yükledikçe ağırlaşan bir taş olmak zorunda değil; dokunuşu hafifletilmiş, anlamı sadeleştirilmiş bir alan da olabilir.

Çağ bizi bilgiyle yorduysa, biz de çağın hızını küçük bir farkındalıkla yavaşlatabiliriz. Ve belki de gerçekten — bilgiyle dolu bir dünyada, bilmemeyi seçmek en radikal özgürlük biçimidir.

0 beğeni
Yorumlar
Henüz yorum yok.